Karakoncolos’un en ürpertici marifeti korkunç görünmesi değil, tanıdığınız birinin sesiyle seslenmesi. Kış gecesi pencerenin dışından gelen çağrıya cevap veriyorsunuz; anlatıya göre dışarıda bekleyen, sandığınız kişi değil. Bazı rivayetlerde insan böylece evinden uzaklaştırılıyor, uyanamazsa soğukta kalıyor. Kapının dışındaki tehlike, yabancı bir sesin değil, güvenilen bir sesin içine saklanmış durumda.
Aynı varlığın bir de bambaşka yüzü var. Kalandar gecesinde postlara bürünen, çanlarla dolaşan, kalabalığın önünde oyun oynayan bir karaktere dönüşüyor. Korkulan şey bu kez seyrediliyor, hatta ona gülünüyor. Karakoncolos’u ilginç kılan, kışın karanlığından şenliğin ortasına geçebilmesi. Bu iki görünüşü birlikte düşünmeden onu sadece “Karadeniz cini” diye tanımlamak pek yeterli olmuyor.
Hangi Karakoncolos?
Kültür ve Turizm Bakanlığının Kültür Portalı’nda yayımlanan M. Öcal Oğuz kaynaklı anlatımda tek bir fiziksel tarif yok. Tüylü giysili, değnekli ve çanlı bir erkek görünüşünün yanında yaşlı kadın tasviri de bulunuyor. Karakoncilo, Koncolos ve benzeri adlar, aynı inancın yerel söylenişlerini hatırlatıyor. Bu, bütün köylerde aynı biçimde tarif edilen bir yaratık değil.
Portaldaki karşılaşma örneklerinden birinde yoldakilere nereden gelip nereye gittiklerini soruyor; içinde “kara” bulunan cevaplar verildiğinde zarar vermediği anlatılıyor. Başka rivayetlerde evdeki yiyeceklerle veya dışarıda bırakılan taraklarla ilişkilendiriliyor. Tanıdık sesle çağırma motifi de bu geniş anlatı kümesinin bir parçası.
Bu çeşitlilik, bir çizimde bütün özellikleri bir araya getirmeyi gerektirmez. Değneği, çanı, yaşlı kadın görünüşünü ve her yörede geçen davranışı tek bedene yığarsak kaynakların tarif etmediği yeni bir yaratık tasarlamış oluruz. Karakoncolos’u dinleyenlerin hafızasında biraz farklı görünebilmesi, hikâyenin kusuru değil, sözlü yaşamının özelliğidir.
Bir canavarın takvimi olur mu?
Karakoncolos yazın öğle sıcağına pek yakışmaz. Onu çevreleyen kelimeler zemheri, karakış ve yılın dönüşüdür. Doğu Karadeniz Kültür Envanteri’nin halk takvimi kayıtları, eski yılın son günleriyle yeni yılın ilk günlerine ilişkin korkuları ve uğur beklentilerini birlikte gösterir. Kalandar, yalnız bir kutlama adı değil, yerel takvim dilinde ocak ayının da adıdır.
Buradaki tarihleri bugünün takvimine geçirirken dikkat gerekir. Kalandar kutlamaları genellikle 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan geceyle ilişkilendirilir; fakat anlatıların hepsi aynı tarih aralığını vermez. Halk takvimleriyle resmî takvim arasındaki farklar, bölgesel adlandırmalar ve değişen uygulamalar tek bir “Karakoncolos şu gün gelir” cümlesine sığmaz.
Yılın ilk ziyaretçisinin uğur getirmesi veya o gün yapılanların yıl boyunca süreceği düşüncesi de bu takvim çevresinde yer alır. Aynı dönemin hem tehdit hem başlangıç umudu taşıması şaşırtıcı değildir. Eski yıl bitmektedir, ama yeni yılın nasıl geçeceği henüz bilinmez. Karanlıkta dolaşan varlıkla bereket beklentisi aynı eşikte buluşur.
Bir başka envanter kaydının yerel sözlüğünde Karakonca, kışın değirmen ve su çevresiyle anılan kıllı bir varlık olarak tarif edilir; Karakoncolos ise soğuk günlerle ilişkilendirilir. Kelimenin sadece masal kişisini değil, mevsimin hissini de taşıması dikkate değer. İnsan bazen bir yaratığı tarif ederken yaşadığı kışın sertliğini de anlatmaktadır.
Korkunun içine yerleştirilmiş küçük bir bilmece
Yoldakine soru soran Karakoncolos, yalnız kuvvetle yenilen bir canavar değildir. Cevabın biçimi önem taşır. Bu sahneyi bir anlatı olarak düşündüğümüzde, kurtuluşun hızlı koşmaktan çok doğru sözcüğü hatırlamaya bağlandığını görürüz. Korku anında dilini kullanabilen kişi, kendisinden güçlü görünen varlığın oyunundan çıkabilir.
Tanıdık sesi taklit eden Karakoncolos ise bunun tersini yapar: Dil, bu defa insanı kurtarmak yerine kandırır. Birinde doğru cevap güvenliğe götürür, diğerinde çağrıya verilen cevap tehlikeyi başlatır. Bu iki motif, aynı korkutucu adın ne kadar farklı gerilimler kurabildiğini gösterir.
Bir aile büyüğünden böyle bir hikâye dinleyen çocuk için mesele yaratığın kaç metre olduğundan ibaret değildir. Kimin çağrısına cevap verileceği, geceleri ne zaman dışarı çıkılacağı ve evin nerede güvenli sayıldığı da hikâyenin içindedir. Bu işlevleri görebiliriz; ancak anlatının yalnız çocukları eve sokmak için bir gün uydurulduğunu ileri sürmek, elimizde olmayan bir başlangıç hikâyesi üretmek olur.
Evliya Çelebi’nin dünyasında da dolaşıyor
Karakoncolos internet çağında eskiymiş gibi sunulmuş yeni bir korku figürü değil. Gökçehan Aysel Yılmaz’ın klasik Türk edebiyatı üzerine incelemesi, Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sindeki anlatıları ve farklı şairlerdeki kullanımları bir araya getiriyor. Evliya’nın dünyasında ad, yalnız bugünkü Karadeniz tasvirine bağlı kalmıyor; dönüşen insanlar ve olağanüstü karşılaşmalarla genişliyor.
Aynı inceleme Nef’î, Sâbit ve Tırsî gibi şairlerde koncolosun korkutucu yahut gülünç bir benzetmeye dönüştüğünü gösteriyor. Kimi kullanım hiciv, kimi kullanım mizah taşıyor. Demek ki bu adın duyulması yalnız gece anlatılarını değil, birini alaya alan edebî dili de harekete geçirebiliyordu.
Burada şiirdeki benzetmeyle halkın inancını birebir eşitlememek gerekiyor. Şairin birine koncolos demesi, yaratığın görünüşü hakkında saha kaydı değildir. Ama kelimenin okurda bir görüntü uyandırabildiğini gösterir. Karakoncolos, tanınmayan bir ad olsaydı benzetmenin gücü de azalırdı. Korkuyla gülmenin yan yana gelişinin, bugünkü şenliklerden daha eski bir geçmişi var.
Karadeniz’in karşı kıyısında aynı isim mi?
Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek’in Türkçe ve Yunanca kaynakları birlikte incelediği çalışma, Karakoncolos’u kalikancaros anlatılarıyla karşılaştırır. Yunanca gelenekte Noel çevresindeki günlerde yeryüzüne çıkan varlıklar öne çıkar. Bazı anlatımlarda yılın geri kalanında dünyayı taşıyan ağacı kesmeye çalışırlar; yüzeye çıktıkları sırada ağaç yeniden toparlandığı için işlerini tamamlayamazlar.
Bu ağaç hikâyesini her Türkçe Karakoncolos anlatısının başlangıcı gibi sunamayız. Karşılaştırmanın anlamı, ayrı geleneklerde hangi özelliklerin yakınlaştığını ve hangilerinin değiştiğini görmek. Kış dönemi ve yaramaz, korkutucu varlıklar ortak bir yakınlık kurarken, takvimlerin dinî anlamları ve olay örgüleri farklılaşabiliyor.
Adın kökeni de kolay bir sahiplik tartışmasına indirgenemiyor. Çalışma farklı açıklamaları tartışıyor; benzer söylenişler tek başına inancın bütün yolculuğunu çözmüyor. Uzun süre komşu yaşamış toplulukların hikâyeleri, sınır kapısından geçen eşyalar gibi geliş tarihlerini üzerlerinde taşımıyor. Bir anlatıyı paylaşmak, bütün ayrıntılarının aynı olması demek değil.
Korkulan şeyin kılığına girmek
Okan Alay’ın Kalandar incelemesi, seyirlik oyunları, hediyeleşmeyi, manileri ve kostümleri kutlamanın birlikte yaşayan parçaları olarak ele alıyor. Karakoncolos tiplemesi bu ortamda evin dışında bekleyen belirsiz bir tehdit olmaktan çıkıp insanların oynadığı bir role dönüşüyor. Aynı ad, bir gece anlatısında kaçınılacak varlıkken şenlikte beklenen karakter olabiliyor.
Bunu basitçe “artık kimse inanmıyor, o yüzden eğleniyorlar” diye açıklamak gerekmiyor. Bir topluluk bir anlatıya farklı uzaklıklardan yaklaşabilir. Kimi geçmişten duyduğu hikâyeyi hatırlar, kimi kostümü sever, kimi yalnız eğlenceye katılır. Aynı oyunun içindeki herkesin aynı inancı taşıması şart değildir.
Sahnede ya da köyün içinde dolaşan postlu kişiyi görmekle, gece tek başınayken benzer bir varlık düşünmek farklı deneyimlerdir. İlkinde başkaları yanınızdadır ve gösterinin sınırları bellidir. İkincisinde neyle karşılaştığınızı bilmezsiniz. Şenlik, korku figürünü bütünüyle silmeden onunla aramızdaki mesafeyi değiştirir.
Kapıdan içeri atılan torba
Alay’ın aktardığı Livera, yani Yazlık köyü örneğinde çocuklar ve gençler evleri dolaşırken tanınmamaya çalışır. Kapı aralığından uzatılan veya atılan torba, evdekilerden yiyecek bekler. Evin sahibi de gelenin kim olduğunu bulmaya uğraşır. Torbaya mısır, fındık veya meyve konulabilir; tanınan kişiye şaka yapılması da oyunun içindedir. Toplananlar daha sonra birlikte yenir.
Bu küçük alışverişte maske sadece korkutmak için kullanılmaz; bir tanınma oyununu mümkün kılar. Kapının iki tarafındakiler birbirlerini aslında tanıyor olabilirler. O gece amaç, tanışıklığı kısa süreliğine gizlemektir. Rivayette tehlikeli olan yanlış tanıma, kutlamada herkesin bildiği bir oyuna çevrilir. Karakoncolos’la şenlik arasındaki bağı en iyi gösteren ayrıntılardan biri bu.
Damla Bülbüloğlu’nun Yalı Mahallesi üzerine çalışması da benzer bir geleneğin kent mahallesindeki görünüşünü kaydeder. Çantayı atanlar farklı kıyafetler giyip seslerini değiştirir. Evlerde hazırlanan yiyecekler arasında lahana sarması, haşlanmış mısır ve patates; dağıtılanlar arasında fındık, ceviz ve meyveler bulunur. Kış gecesi yalnız dışarıdaki varlıkla değil, içeride hazırlanan sofrayla da hatırlanır.
Aynı çalışmada yılın ilk on iki gününün havasına bakıp bunları on iki ayla ilişkilendirme inanışı aktarılır. Bu bir meteorolojik tahmin yöntemi olarak değil, geleceği önceden sezme isteğinin halk takvimindeki örneği olarak okunmalı. Hangi kapıya gidileceği, kimin eve ilk gireceği, yeni yılın ne getireceği: Kutlamanın küçük hareketleri, henüz bilinmeyen bir yılı tanıdık işaretlerle karşılamaya çalışır.
Yalı örneği ayrıca Kalandar’ı yalnız dağ köyünde kalmış bir âdet gibi düşünmeyi zorlaştırır. Sokaklar, kıyı mahallesi ve değişen kostümler de bu geleneğin parçasıdır. Bir uygulamanın yeni biçimler kazanması, geçmişle bütün bağını kaybettiği anlamına gelmez; fakat bugün görülen her ayrıntının yüzyıllardır hiç değişmeden geldiğini de göstermez.
Kış cini mutlaka yenilmez mi?
Yunanca anlatılardaki kalikancarosların bazıları güçlü oldukları kadar beceriksizdir. Eleğin deliklerini saymaya oyalanmaları veya üç sayısını söyleyememeleri gibi ayrıntılar, korkuya komik bir zayıflık ekler. Şişmanoğlu Şimşek’in karşılaştırmasında yer alan bu örnekleri Karadeniz’deki her hikâyeye taşımamak gerekir; ama komşu anlatı dünyasında yaratığın nasıl alt edilebilir hâle getirildiğini görürüz.
İnsan hikâyede en güçlü taraf olmayabilir, yine de çaresiz bırakılmaz. Bir sözcük, bir oyun veya yaratığın kendi kusuru çıkış yolu açar. Böyle bir son, korku figürünü tamamen ortadan kaldırmadan dinleyene nefes aldırır. Çocukların sonunu bildikleri hâlde aynı hikâyeyi yeniden dinleyebilmelerinde, bu beklenen kurtuluşun payı olduğunu düşünmek mümkün.
Bugün Kalandar’da ne kalıyor?
Ayşe Eren Kanbir’in 2025 tarihli çalışması, güncel kutlamaları gözlem ve on katılımcıyla yapılan görüşmeler üzerinden ele alıyor. Ev hazırlıkları, çocukların kapıları dolaşıp yiyecek toplaması, Karakoncolos tiplemesi, açık alandaki ateş ve horon, kaydedilen uygulamalar arasında. Bu tablo, yaşayan geleneği yalnız geçmişteki korkutucu rivayetlere indirgememek gerektiğini gösteriyor.
Bir torbaya bırakılan yiyecek, komşuların katıldığı oyun veya birlikte oynanan horon, canavarın tek başına anlatamayacağı bir şeyi taşıyor: İnsanların birbirine uğramasını. Kış gecesi evinden çıkmama korkusunun yanında, aynı gecede birlikte dışarıda olma imkânı da var. Kutlama ile rivayet arasındaki en güzel karşıtlık belki burada.
Karakoncolos’u bugün bir korku afişine koyabiliriz; ama hikâyesi afişteki yaratığın görünüşünden daha geniş. İçinde eski takvimler, sözcük oyunları, komşu diller, şiir ve köy eğlenceleri bulunuyor. Onu ilginç yapan yalnız karanlıkta dolaşması değil, insanların o karanlığı anlatmanın ve bazen birlikte gülerek aşmanın bir yolunu bulması.
Bu içerik alternatif bir iddianın kültürel izini sürer; bilimsel kanıt iddiası taşımaz.
Kaynaklar
- Kültür ve Turizm Bakanlığı — Karakoncolos; M. Öcal Oğuz kaynaklı derleme ↗
- Doğu Karadeniz Kültür Envanteri — Halk takvimi ve meteorolojisi ↗
- Doğu Karadeniz Kültür Envanteri — Yerel sözlük, Karakonca ve Karakoncolos ↗
- Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek — Türkçe ve Yunanca Kaynaklarda Karakoncolos/Kalikancaros İnancı, 2018 ↗
- Gökçehan Aysel Yılmaz — Klasik Türk Edebiyatında Koncolos İnanışı, 2022 ↗
- Okan Alay — Anadolu ve Kafkasya Kavşağında Geleneksel Bir Yılbaşı Kutlaması: Kalandar, 2018 ↗
- Damla Bülbüloğlu — Trabzon Yalı Mahallesi Örnekleminde Kalandar ve Alaturbi Kutlamaları, 2022 ↗
- Ayşe Eren Kanbir — Trabzon’da Kültürel Bir Miras Olarak Yılbaşı Kutlamaları: Kalandar Geleneği, 2025 ↗
OKUMA KAYDI
Bu dosyayı tamamladın mı?
İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.


