İnsanlığın sonunu getirecek tanrıça durdurulmuştur; fakat onu yenen bir kahraman yoktur. Ne kılıç kullanılmıştır ne büyülü bir duvar örülmüştür. Güneş doğmadan önce tarlalara kırmızıya boyanmış bira dökülmüş, tanrıça gördüğünü kan sanarak içmiştir. Biraz önce insanların üzerine salınan yıkıcı güç, artık katliama devam edemeyecek durumdadır. Eski Mısır’ın en tuhaf kurtuluş hikâyelerinden biri böyle anlatılır.

Öykü, bugün çoğunlukla “Sekhmet insanlığı nasıl yok ediyordu?” başlığıyla karşımıza çıkar. Ancak eski metne yaklaştığımızda Hathor adı da görünür; finalde ise beklenmedik biçimde göğe yükselen bir inek vardır. Bunlar birbirine yanlışlıkla eklenmiş üç masal değil. Aynı anlatının farklı katmanlarıdır: İnsanların tanrıya başkaldırması, tanrısal öfkenin yatıştırılması ve dünyanın artık eskisi gibi olmaması.

Güneş tanrısı yaşlanınca

Hikâyenin başlangıcında Ra uzakta, yalnızca gökyüzünde dolaşan bir güneş değildir. İnsanların üzerinde hükümdarlık sürmektedir. Fakat uzun iktidarı sırasında yaşlanmıştır. Eski çevirilerde kemiklerinin gümüş, bedeninin altın, saçlarının lapis lazuli olarak betimlenmesi, hem tanrısal ihtişamını hem yaşlılığını aynı anda anlatır. Değerli maddelerden yapılmış gibi görünen bu beden bile, isyan söylentilerini önleyemez.

İnsanlar onun aleyhine plan kurar. Ra bunu öğrendiğinde hemen dünyayı yakmaya girişmez; ilk tanrıları gizlice toplantıya çağırır. İlksel suların tanrısı Nun da danışılanlar arasındadır. Toplantının gizli olması önemlidir. Düzenin tepesindeki hükümdar hâlâ karar vermekte, danışmakta, ardından harekete geçmektedir. Anlatı, dünyayı yöneten gücü bir sarayın işleyişine benzeyen sahneyle görünür kılar.

Verilen öğüt, Ra’nın Gözünü isyancıların üzerine göndermektir. Buradaki Göz, yalnızca bedenden ayrılan bir organ gibi düşünülmemeli. Tanrının dışarıya yönelen kudreti, düşmanlarına erişen etkin gücüdür. İnsanların karşısına çıktığında bu güç dişi bir tanrısal varlık olarak hareket eder. Hikâyenin Hathor ve Sekhmet adları arasında kurduğu bağlantı burada başlar.

Hathor mu, Sekhmet mi?

Hathor’u yalnızca sevgi ve neşeyle, Sekhmet’i yalnızca savaşla eşleştiren bir tanrılar listesi, bu sahneyi anlamayı zorlaştırır. Mısır’ın tanrısal kişilikleri, her birine tek görev verilmiş değişmez karakterler gibi çalışmaz. Bir tanrıça başka bir tanrıçayla belirli bir bağlamda özdeşleştirilebilir; bir adı öne çıkaran metin, başka bir yerde farklı bir adı veya görünümü öne çıkarabilir.

Torino’daki Museo Egizio, Göksel İnek anlatısını özetlerken insanların üzerine gönderilen tanrıçayı Hathor diye adlandırır. Mısırbilimci Betsy Bryan’ın açıklamasında ise aynı öykü, Hathor’un aslan biçimindeki yıkıcı gücüyle, Sekhmet’le birlikte anlatılır. Dolayısıyla bir kaynakta Hathor gördüğümüzde ötekinin bütünüyle yanlış bir hikâye anlattığı sonucuna varmamalıyız. Fakat isimleri de hiçbir fark yokmuş gibi gelişigüzel değiştirmemeliyiz.

En anlaşılır yol şu: Öyküde Ra’nın Gözünün insanları cezalandıran, korkunç yüzü öne çıkar. Sekhmet, aslan başlı görüntüsüyle bu yıkıcı kudretin çok güçlü ifadesidir. Buna karşılık sakinleşme, geri dönüş ve yaşamın sürmesi, tanrıçanın başka niteliklerini görünür kılar. Birbirinden bağımsız iki kadının sırayla sahneye çıkmasından çok, tanrısal gücün farklı hâllerini izleriz.

Verilen emir geri alınamıyor

İsyancılar kaçsa da tanrıçadan kurtulamaz. Ra’nın buyruğu, dünyanın içinde işlemeye başlayan bir şiddete dönüşmüştür. Anlatının gerilimi yalnızca insanların güçsüzlüğünden doğmaz. Cezalandırma başladığında onun sınırını çizmek de zorlaşır. Bir hükümdarın düşmanlarını ortadan kaldırmasıyla insanlığın bütünüyle tükenmesi aynı şey değildir; tanrıça ise yıkımdan hoşnut görünür.

Burada tanrıçayı, baştan beri Ra’ya karşı duran bağımsız bir kötü karakter saymak hikâyeyi ters çevirir. Onu gönderen Ra’dır. Başlangıçtaki karar ilahî meclisin onayıyla verilmiştir. Şimdi durdurulması gereken şey, o kararın sonucudur. Kurtuluş, insanların gizli bir silah bulmasından değil, tanrısal düzenin kendi içinden gelen yön değişikliğinden doğacaktır.

Modern anlatımlarda bu bölüm sık sık tek cümleye iner: Ra pişman olur. Oysa bunun hikâye içindeki ağırlığı büyüktür. Hükümdar, gücünü kanıtlamak için başlattığı cezayı başka bir yöntemle kesmek zorundadır. Tanrıçayla daha büyük bir savaş yapılmaz. Ona gitmemesi gereken şeyi yasaklamak yerine, isteğinin yöneldiği görüntü değiştirilir.

Şafaktan önce hazırlanan kırmızı tuzak

Kurtuluş için bira hazırlanır ve kırmızıya boyanır. Güncel müze açıklamalarında renk verici madde kırmızı aşı boyası, yani demir oksit içeren pigment olarak aktarılır. Eski çevirilerde ise kullanılan maddenin nasıl anlaşılması gerektiğine dair farklı okumalar görülebilir. Örneğin E. A. Wallis Budge’ın eski İngilizce çalışması bitkisel bir okuma tartışır. Bu yüzden internette dolaşan her ayrıntıyı aynı kesinlikte bir antik tarif saymak doğru olmaz.

Hikâyenin kilit noktası içeceğin hazırlanışından çok görünüşüdür: Tanrıça onu kanla karıştıracaktır. Bira kaplarda kalmaz, toprağın üzerine yayılır. Böylece şafakta karşılaşılacak alan, tanrıçanın arzusuna uygun bir görüntüye dönüşür. Eski aktarımda binlerce kap biradan söz edilmesi de olayın ev içindeki küçük bir hile değil, bütün insanlığın kaderini değiştirecek ölçekte tasarlandığını hissettirir.

Tanrıça içer ve sarhoş olur; insanları öldürmeye devam etmez. Buradaki tersine dönüş çok keskindir. Kan gibi görünen şey ölüm getirmemiş, ölümü durdurmuştur. İnsanlığı kurtaran sıvı, bir tanrıyı yok etmez; onun saldırganlığını yatıştırır. Sonunda ortada yenilmiş bir düşmanın cesedi değil, yönü değiştirilmiş bir güç vardır.

Bu sahneyi yalnızca “Mısırlılar birayı seviyordu” diye okumak, anlatının kurduğu gerilimi kaçırır. Bira burada gündelik hayattan alınmış tanıdık bir madde olduğu için etkilidir. Dünyanın sonunu durduran şey ulaşılmaz bir gök taşı veya efsanevi kılıç değildir. İnsanların ürettiği, kaplara doldurduğu bir içecek, tanrıların planında belirleyici hâle gelir.

İnsanlar kurtuluyor ama eski dünya dönmüyor

Masal burada bitseydi, ertesi sabah herkes eski hayatına dönebilirdi. Göksel İnek anlatısı böyle bir rahatlık sunmaz. Ra insanlarla birlikte yaşamayı bırakır. Nut, göksel bir inek biçiminde onu taşır; Shu göğü destekler. Tanrının uzaklaşması, öyküyü bir katliamdan kurtuluş hikâyesinden çıkarıp evrenin nasıl düzenlendiğini anlatan bir metne dönüştürür.

Göksel ineğin görüntüsü de bu yüzden rastgele bir ek değildir. Sırtında güneşin bulunduğu, altında yıldızların ve güneş kayıklarının yer aldığı beden, göğün resme dönüşmüş hâlidir. İneği ve onu destekleyen tanrıları birlikte gördüğümüzde, yukarının neden düşmediğini, güneşin nerede yol aldığını ve yeryüzünün neden artık tanrıların doğrudan yaşadığı alan olmadığını aynı düzenleme içinde okuyabiliriz.

İnsanlar yaşamaya devam eder; fakat tanrıya erişimleri değişmiştir. Ra’nın çekilmesi, ışığını da bütünüyle geri çekmesi anlamına gelmez. Yeni düzen içinde görevler başka tanrılara dağıtılır. Böylece anlatı, başlangıçtaki beraberliği geri getirmek yerine, insanların bildiği dünyanın uzaklıklarını açıklar. Gökyüzü yukarıdadır; tanrılar vardır ama herkesin yanında dolaşmazlar.

Bu finalin duygusu, kırmızı biranın şakacı görünebilen sahnesinden daha ağırdır. Bir felaket atlatılmıştır, fakat güven kırılmıştır. Bugünün diliyle söylemek gerekirse kurtulmakla hiçbir şey olmamış gibi devam etmek birbirinden ayrılır. Bu, eski metne dışarıdan eklenmiş bir tarih iddiası değil; olayların sıralanışının okurda bıraktığı izlenimdir.

Bu hikâye hangi metinde yaşıyor?

Göksel İnek Kitabı’nı, Mısır’la ilgili her dinsel metnin içine atıldığı genel bir “Ölüler Kitabı” başlığı altında düşünmemek gerek. Kendine özgü resim ve metin düzeni vardır. I. Seti’nin mezarındaki örnek, anlatının önemli tanıklarından biridir. Kraliyet mezarındaki varlığı, hikâyenin yalnızca ateş başında eğlenmek için anlatılmadığını da gösterir: Tanrının dünyadan ayrılışı, kralın ölüm sonrası yolculuğu için anlam taşır.

Torino’da korunan Cat.1982 numaralı papirüs ise daha küçük ama değerli bir tanıktır. Müze kaydı, papirüsün bir yüzünde büyüsel metin, diğer yüzünde Göksel İnek anlatısının son kısmından bir bölüm bulunduğunu belirtir. Parçanın bütün öyküyü eksiksiz taşıdığını sanmamalıyız. Kaybolmuş bir kitabı tek yapraktan okumuyoruz; farklı tanıkları birlikte değerlendirerek bir metnin dolaşımını izliyoruz.

Bu ayrım, internette karşımıza çıkan uzun öykülerin nasıl oluştuğunu anlamaya da yarar. Günümüzdeki akıcı anlatım; eski metin, çeviri tercihi ve modern açıklamanın birleşimidir. Eski bir çevirideki her yorum da Mısırlı yazarın cümlesi değildir. Özellikle törenleri küçümseyen veya aşırı sansasyonel gösteren eski yayın dili, öykünün kendisinden ayrı tutulmalıdır.

Öfkesi kadar şifası da önemliydi

Sekhmet’i yalnızca bu katliam sahnesiyle tanımak, ona neden dua edildiğini açıklamaz. Metropolitan Museum’un heykel kaydı, tanrıçanın hastalık getirebilen fakat sağlığı da geri verebilen yönünü birlikte ele alır. III. Amenhotep döneminden yüzlerce Sekhmet heykeli bilinmesi, yatıştırmanın ne kadar büyük bir dinsel yatırım olduğunu gösterir.

Burada “yedi yüz otuz heykel kesin yapıldı, her güne iki tane kondu” diye kestirmeden gitmemek gerekiyor. Müze bunu özgün düzenlemeye ilişkin bir yorum olarak sunar. Bugün kalan eserlerle, başlangıçta tasarlanan toplam program aynı şey değildir. Yine de görünen ölçek etkileyicidir: Aslan başlı tanrıçaya bir kez değil, tekrar tekrar seslenilmiş; ondan yıkıcı gücünü kullanmaması istenmiştir.

Mut tapınağında çalışan Betsy Bryan’ın sarhoşluk şenlikleriyle ilgili araştırmaları da mitin törensel tarafını açar. İçme ve tanrıçayı yatıştırma, belirli kutlamalarda birbirine bağlanır. Bunu Mısır tarihinin her döneminde, bütün ülkede değişmeden uygulanan tek bir festival sanmamalıyız. Tapınak, çağ ve tanrıça bağlantıları önemlidir. Ancak kırmızı bira sahnesinin yalnızca eğlenceli bir masal olarak kalmadığı açıktır.

Sekhmet’in hikâyesini unutulmaz yapan, insanlığı yok edecek kadar güçlü bir varlığın öldürülmeden durdurulmasıdır. Ra’nın dünyası, daha büyük bir şiddetle değil, o şiddetin yönünü değiştiren bir oyunla ayakta kalır. Fakat bedeli vardır: İnsanlar sabaha ulaşır, tanrı ise göğe çekilir. Kırmızı biranın ardından gelen sessizlikte, yalnızca hayatın kurtuluşu değil, insanla tanrı arasındaki mesafenin başlangıcı da anlatılır.

Kapak, anlatıdan esinlenen yapay zekâ üretimi temsili bir illüstrasyondur. Kırmızı sıvı, mitteki boyalı birayı temsil eder; tarihî bir olayın görüntüsü değildir.

DOSYA NOTU

Bu içerik alternatif bir iddianın kültürel izini sürer; bilimsel kanıt iddiası taşımaz.

OKUMA KAYDI

Bu dosyayı tamamladın mı?

İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.