Bir Dünya fotoğrafının altında “birleştirilmiş görüntü” yazdığını gördünüz. İlk tepki anlaşılır: Öyleyse bize fotoğraf diye gösterilen şey yapılmış mı? Düz Dünya tartışmalarında bu kelime çoğu zaman bir itiraf gibi sunulur. Koca gezegenin bilgisayarda üretildiği, kurumun da bunu küçük harflerle kabul ettiği söylenir. Fakat aynı kelimenin altında birbirinden farklı işlemler saklanır. Ayrı tarihlerde çekilen yüzey parçalarını yan yana koymakla, bir kameranın farklı renk kayıtlarını birleştirmek aynı iş değildir.

Asıl düğüm burada. “Görüntü işlendi mi?” sorusunun yanıtı çoğu dijital görüntü için evettir. Daha yararlı sorular, neyin ölçüldüğü, hangi işlemin yapıldığı ve sonucun bize ne olarak sunulduğudur. Bir görüntü güzel bir dünya portresi olabilir ama belirli bir saniyedeki bulut dağılımını göstermeyebilir. Başka bir görüntü o dağılımı izleyebilir ama renkleri insan gözünün göreceği renkler olmayabilir. İkisini ayırdığımızda hem gereksiz şüpheden hem gereksiz güvenden uzaklaşırız.

Aynı isimli iki ayrı Mavi Bilye

Blue Marble, yani Mavi Bilye adı bu karışıklığın iyi örneğidir. NASA’nın arşivinde Apollo 17 görevinin 7 Aralık 1972 tarihli ünlü Dünya fotoğrafı bulunur. Afrika, Antarktika ve bulutların görüldüğü bu kare, AS17-148-22727 numarasıyla tanımlanır. Bir görev sırasında kamerayla alınmış fotoğraf söz konusudur. Arşiv numarasının önemi de budur: Sosyal medyada dolaşan kırpılmış veya renkleri değiştirilmiş kopyadan belirli bir kayda geri dönmemizi sağlar.

Blue Marble 2002 ise başka tür bir üründür. NASA, bunun Terra uydusundaki MODIS aygıtından alınan verilerle hazırlanmış bir birleşim olduğunu açıkça anlatır. Yüzey için farklı zamanlarda toplanan gözlemler kullanılmıştır. Amaç yalnız deklanşöre basılan tek anı göstermek değildir. Dünya yüzeyini geniş kapsamlı, ayrıntılı ve kullanılabilir bir bütün halinde sunmaktır. Aynı isim ailesinde yer almaları, 1972 fotoğrafıyla 2002 ürününün aynı yöntemle hazırlandığı anlamına gelmez.

Bir tartışmada 2002 ürününün açıklamasını gösterip 1972 karesinin de aynı biçimde üretildiğini ileri sürmek bu nedenle yanlış dosyayı açmaktır. Bunun tersini yapmak da yanlıştır: Apollo fotoğrafının varlığı, internetteki her mavi gezegen görselini gerçek fotoğraf haline getirmez. Önce hangi görselden söz ettiğimizi belirlemeliyiz. Yıl, görev, aygıt ve kayıt numarası, görselin yalnız adı kadar önemlidir.

Mozaik, tek bir anın fotoğrafı değildir

Bir şehir duvarının çok büyük resmini çıkarmak istediğinizi düşünün. Yakından çektiğiniz fotoğrafları yan yana getirirsiniz. Duvarın ayrıntıları gerçektir; fakat ortaya çıkan dosya tek poz değildir. Uyduların yüzey mozaiklerinde de farklı bakış ve zamanlardan gelen parçalar bir araya getirilebilir. Hangi parçanın seçildiği, bulutun nasıl elendiği ve renklerin nasıl dengelendiği, ürünün açıklamasında bulunması gereken bilgilerdir.

Burada iki ayrı dürüstlük meselesi vardır. Birleşim olduğunu söyleyen kurum, okura ürünün niteliğini bildiriyordur. Aynı resmi alıp “Dünya tam bu saniyede böyleydi” diye yayımlayan başka bir hesap ise o niteliği değiştirmiş olur. Sorun, gerçek ölçümlerin bir araya getirilmesi değil, bir araya getirilen şeyin yanlış tanıtılmasıdır. Bu yüzden ekran görüntüsünün altındaki sosyal medya cümlesini, arşivdeki özgün açıklamadan ayrı değerlendirmeliyiz.

Mozaiklerin güzel görünmesi bazen yanlış beklenti de yaratır. Bulutsuz kara yüzeylerini görmek için hazırlanmış bir ürün, günlük hava durumunu takip etmek için uygun olmayabilir. Bir atlası pencereden o an görünen manzarayla aynı şey sanmayız; fakat uzay görüntüsünde bu ayrımı kolayca unutuyoruz. Görselin bilimsel kullanım amacı öğrenildiğinde neden o işlemlerin seçildiği daha anlaşılır hale gelir.

Kırmızı, yeşil ve mavi üç ayrı bilgi olabilir

Ekrandaki renkli resim, farklı kanallara atanan parlaklık bilgilerinden oluşur. Uzaktan algılamada aygıtlar ışığı seçilmiş dalga boylarında ölçebilir. Bu kayıtları görünür bir görüntüye çevirmek için kanallar bir araya getirilir. Her “birleştirme” bu yüzden kıtaların başka fotoğraflardan kesilip yapıştırılması demek değildir. Bazen aynı manzaranın farklı ışık aralıklarında ölçülmüş halleri, renkli gösterimin bileşenleridir.

Japonya Meteoroloji Ajansı’nın Himawari örnekleri bunu özellikle açık gösterir. Kurum, görünür bantlarla hazırlanan gerçek renkli gösterimle, ek bantlardan yararlanan renk üretim yöntemlerini ayırır. Böylece okur yalnız güzel bir PNG dosyası değil, o dosyanın hangi gözlemlerden türetildiğine ilişkin açıklama da bulur. Renkli sonucun bir işlem zincirinden geçmesi burada gizlenmiş bir durum değil, yayımlanan ürün bilgisidir.

Bu ayrımı gündelik bir benzetmeyle kavrayabiliriz: Siyah beyaz üç pencerenin her biri manzaranın başka özelliğini gösteriyor olsun. Bunlardan birini kırmızıya, birini yeşile, diğerini maviye bağladığınızda renkli bir anlatım elde edersiniz. Hangi pencerenin hangi renge bağlandığını bilmeden “deniz niye böyle?” sorusuna güvenilir yanıt veremezsiniz. Renk, yalnız nesnenin değil, kullanılan gösterimin de özelliği olabilir.

Doğal renk denince bile açıklamaya bakmak gerekiyor

EUMETSAT’ın doğal renkli RGB ürünü, görünür ışığın yanı sıra yakın kızılötesi bilgiyi de kullanır. Bu nedenle ürünün adı günlük dildeki “çıplak gözle aynen böyle görürdüm” beklentisiyle birebir örtüşmeyebilir. Su, bitki örtüsü ve bulut türleri, seçilen bantlara göre birbirinden daha kolay ayrılacak renklerde görünebilir. İsimden hüküm vermek yerine kanal açıklamasını okumak, iki kurumun görüntüleri arasındaki renk farkını anlamanın başlangıcıdır.

Japonya Meteoroloji Ajansı’nın RGB rehberlerinde toz, kül ve başka meteorolojik amaçlara yönelik ürünler de bulunur. Bunlar tatil fotoğrafı renkleri üretmek zorunda değildir. Amaç, çıplak gözle kolay seçilmeyen bir özelliği görünür kılmaktır. Böyle bir üründeki pembe veya turuncu alanı gerçek dünyanın boyası sanmak, termal kamerada insan yüzünün sarı görünmesinden derinin sarı olduğu sonucunu çıkarmaya benzer.

Fakat burada sınırsız bir savunma da kurulamaz. Her tuhaf rengi “bilimsel işlem” diye açıklamak yetmez. İlgili dosyada gerçekten hangi ürünün kullanıldığı gösterilmelidir. Kaynak ve yöntem bulunamıyorsa o görsel hakkında kesin konuşmak yerine belirsizliği korumak daha dürüsttür. Teknik işlemlerin varlığı, kaynağı olmayan her görselin doğruluğuna kefil olmaz.

Bütün yüzü gören kamera da var

Dünya görüntülerinin tamamının dar şeritlerden örülmek zorunda olduğu düşüncesi de doğru değil. DSCOVR üzerindeki EPIC aygıtı, aydınlık Dünya yüzünü görüş alanına alabilecek konumda çalışır. Teknik açıklaması on dar dalga boyu kanalını, optiğini ve algılayıcısını anlatır. Burada bütün görünür diskin ölçülmesiyle, o ölçümlerin renkli dosyaya dönüştürülmesi ayrı aşamalardır. Gezegenin yüzünü tek görüş alanında görmek, işlemsiz bir son dosya üretmek anlamına gelmez.

EPIC belgelerinde piksel duyarlılığı ve saçılan ışık için yapılan düzeltmeler de açıklanır. Sensörün her bölgesinin aynı ışığa tam aynı yanıtı vermemesi gibi aygıtsal etkiler düzeltilir. Bu işlemi, bozuk terazinin sapmasını belirleyip ölçüme hesaba katmaya benzetebiliriz. Ölçümün üzerinde çalışmak her zaman onu bozmak değildir; bazen aygıtın kendi kusurunu azaltmak için gereklidir.

Yine de okurun denetlemek istediği şey makul: Hangi düzeltme, hangi gerekçeyle yapıldı? Bu soruya “uzmanlar biliyor” demek yerine aygıt açıklamasına gitmek daha iyi. Bir fotoğrafın güvenilirliği, dosyanın hiç dokunulmamış olmasına indirgenemez. Kayıtla son gösterim arasındaki yolun tarif edilmesi ve başka gözlemlerle karşılaştırılabilmesi daha anlamlı ölçütlerdir.

Japonya’dan bakınca farklı Dünya

Himawari görüntülerine bakıldığında Avrupa merkezli alışkanlığımızdan farklı bir yüz görürüz. Pasifik ve çevresi öne çıkar. JMA’nın örnek gözlemlerinde güneş parıltısı, bulut yapıları ve mevsimsel aydınlanma gibi olaylar izlenebilir. Bu farklılıkları tek bir ABD kurumunun yayımladığı görsellerle sınırlı düşünmemek gerekir. Farklı konumlardaki sistemlerin baktığı alanlar ve kullandığı ürünler farklıdır.

Bir kıtanın ekranda büyük, küçük veya kenara sıkışmış görünmesi de dosyaların karşılaştırılma biçimine bağlıdır. Kırpma, bakış noktası ve görüntünün ekrana sığdırılması kontrol edilmeden iki dairenin üst üste konması adil bir test olmaz. Önce aynı ölçekte ve aynı bakışa yakın ürünler aranmalıdır. Aksi halde karşılaştırılan şey gezegenin değişmesi değil, görüntünün sunumudur.

Resmin yanında kaybolan hikâye

Dosyanın çözünürlüğü de küçük bir tuzak kurar. Bir sosyal medya hesabından birkaç kez kaydedilmiş resimde ince çizgiler, keskin sınırlar ve renk geçişleri özgün halinden farklı görünebilir. O kopyadaki bir kareleşmeyi doğrudan sensöre veya uzaydaki olaya bağlayamayız. Önce daha yüksek nitelikli özgün dosyada aynı ayrıntı var mı diye bakılır. Böylece görüntünün üretimiyle internet üzerindeki dolaşımını birbirine karıştırmayız.

Ayrıca görselin yanında yazan tarih her zaman çekim tarihi değildir. Arşive yüklenme veya sayfanın güncellenme tarihiyle gözlemin zamanı ayrı olabilir. Özellikle eski görev fotoğrafları yeni bir yıldönümü yazısında yayımlandığında, sayfa tarihi görüntüyü yeniymiş gibi gösterebilir. Bir iddia görüntüdeki olayın zamanına dayanıyorsa, alt yazıdaki gözlem bilgisini bulmak gerekir. Tarihi yanlış okunan gerçek bir fotoğraf, yanlış bir hikâyenin dayanağı haline gelebilir.

Bu yüzden bazen en önemli keşif resmin içinde değil, altında olur. “Mozaik” yazan bir açıklama, görüntünün tek anı göstermediğini söyler. Bir aygıt adı renklerin neden farklı olduğunu açıklar. Arşiv numarası, dolaşımdaki küçük kopyayı ilk kayda bağlar. Sosyal medyada birkaç kelimeye inen görsel, kendi sayfasına dönünce hikâyesini geri kazanır.

Bu yazının kapağı da bir laboratuvarı anlatan yapay zekâ destekli temsili illüstrasyon. Ekranlarındaki şekiller gerçek uydu verisi değil. Onu gözlem kaydı diye sunsaydık yanlış bir şey söylemiş olurduk. Çizim olduğunu bildiğimizde ise görevini yapıyor: Görüntünün nasıl üretildiğini düşünmemize yardımcı oluyor.

İşlenmiş bir görüntü mutlaka uydurulmuş değildir. Ama güzel, ayrıntılı veya bir kurumun adıyla paylaşılmış olması da tek başına yeterli olmaz. Apollo karesi, yüzey mozaiği ve hava durumu ürünü farklı şeyler gösterir. Bu farkı bildikten sonra mavi gezegene bakarken yalnız rengine değil, hangi anda ve nasıl görüldüğüne de merak duyarız.

DOSYA NOTU

Bu içerik alternatif bir iddianın kültürel izini sürer; bilimsel kanıt iddiası taşımaz.

OKUMA KAYDI

Bu dosyayı tamamladın mı?

İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.

YAZI DİZİSİ

Düz Dünya Dosyası: Ufkun Ötesinde Ne Var?

Eski dünya tasvirlerinden modern düz dünya hareketine, buz duvarı anlatılarından gözlem ve deneylere uzanan 24 bölümlük kaynaklı okuma.

23 / 24
KISIM VKendi gözümüzle neyi sınayabiliriz?
  1. 19Ufuk Neden Düz Görünüyor? Gemiler ve Uzak Şehirler TartışmasıOKU →
  2. 20Lazer Deneyleri Dünya’nın Şeklini Gösterebilir mi?OKU →
  3. 21Güney Yarımkürede Yıldızlar: Aynı Gökyüzüne mi Bakıyoruz?OKU →
  4. 22Uçak Rotaları Düz Dünya Haritasına Uyuyor mu?OKU →
  5. 23Dünya Fotoğrafları Nasıl Hazırlanıyor? Birleştirilmiş Görüntü Sahte midir?OKUNUYOR
  6. 24Uzaya Gitmeden Dünya’nın Şeklini Nasıl Anlayabiliriz?OKU →