Gece seni korkutan bir yaratığı çağırmak, çoğu korku hikâyesinde yapılabilecek en kötü şeydir. Baku anlatılarında ise tam tersidir. Kötü bir rüyadan uyanırsın ve başka bir varlığın gelip o rüyayı yemesini istersin. Fil hortumunu andıran burnu, kaplanı hatırlatan ayakları ve farklı hayvanlardan alınmış gibi görünen bedeniyle Baku, insanı avlamaya değil, insanın gördüğü korkuyu ortadan kaldırmaya gelir.

Japonların kâbus yiyen yaratığı diye tanınsa da Baku’nun hikâyesi yalnızca Japonya’da başlamaz. Çin’deki koruyucu hayvan tasvirleri, uyku çevresinde gelişen inanışlar, küçük oyma eşyalar ve bir yazarın tuhaf rüyası bu figürde birleşir. Üstelik eski kaynaklara biraz yakından bakınca, başından beri aynı işi yapan değişmez bir canavarla karşılaşmayız.

Rüya yemeden önce ne yiyordu?

Çinli şair Bai Juyi’nin bir paravan tasvirine yazdığı metin, beklenmedik bir başlangıç sunar. Tang dönemine ait bu yazının konusu, Çince 貘 karakteriyle anılan hayvandır. Metin onu fil hortumu, gergedanı çağrıştıran gözler, öküz kuyruğu ve kaplan ayaklarıyla tarif eder. Bir hayvan atlasındaki tek bir türe değil, parçaları birleştirilmiş güçlü bir bedene bakıyor gibiyiz.

Fakat asıl şaşırtıcı şey beslenmesidir. Bai Juyi’nin anlattığı varlık demir ve bakır yer. Derisinin üzerinde yatmanın hastalıklardan koruyacağına, resminin kötülüğü uzaklaştıracağına inanılır. Şair de başındaki rahatsızlık nedeniyle böyle bir tasviri yatağının yakınında kullanır. Burada uyku, korunma ve yaratığın görüntüsü zaten aynı odadadır. Buna karşılık metinde daha sonra Japonya’da ün kazanacak biçimiyle açık bir kâbus yeme sahnesi yoktur.

Bu küçük ayrım, Baku’nun geçmişini tek cümlede anlatmayı zorlaştırır. Çin’de anlatılan her özellik Japonya’ya değişmeden geçmemiştir; koruyucu bir tasvir, yeni bir çevrede başka bir işleve kavuşabilir. Benzer bir bedenin görülmesi, bütün hikâyenin de aynı olduğunu göstermez.

Bai Juyi’nin yazısı ilerledikçe hayvan ansiklopedisi olmaktan da çıkar. Dünyadaki metal silahlara ve başka insan yapımı nesnelere harcanmaktadır; metalle beslenen varlığa ne kalacaktır? Yaratığın açlığı üzerinden insanların düzenine bakarız. Şairin asıl derdi yalnızca olağanüstü bir hayvanı tanıtmak değildir. Böylece bir yatak odası eşyasının arkasından, savaş ve insan iştahı üzerine bir düşünce çıkar.

Bai Juyi’nin 貘屏贊並序 metni, Baku’nun eski akrabalarını araştırırken kullanışlıdır; çünkü modern bir özetin “rüya yiyen canavar” etiketinden önce, eski yazarın gerçekten ne söylediğini görmemizi sağlar. O etikete uymayan ayrıntılar da hikâyenin parçasıdır.

Yatağın başına konan bir isim

Japonya’daki kâbus yeme inanışını anlatan en tanınmış metinlerden biri Lafcadio Hearn’ün 1903 tarihli Kottō kitabındaki “The Eater of Dreams” bölümüdür. Sıklıkla başka Japon hayalet hikâyeleriyle birlikte dolaşıma girdiği için, bu metni otomatik olarak Kwaidan kitabına yerleştirmek kolaydır. Oysa bu küçük yazının kendi yeri ve kendi anlatım oyunu vardır.

Hearn, kötü bir rüyadan sonra Baku’ya rüyayı yemesi için üç kez seslenme âdetini aktarır. Buradaki mantık, görülen rüyayı hatırlamamak için uğraşmaktan farklıdır: Korku, başka bir varlığın tüketebileceği bir şeye dönüşür. İnsan, kendisini sarsan görüntüye bir muhatap bulur.

Yazar, üzerinde altın renkli Baku yazısı bulunan eski bir yastıktan da söz eder. Bu ayrıntı özellikle güzel, çünkü korumanın her zaman büyük bir yaratık heykeliyle sağlanmadığını gösterir. Bazen yalnızca adı yeterlidir. Uyuyanın başına yakın duran bir işaret, görünmeyen koruyucunun yerine geçer.

Hearn’ün başvurduğu eski kitaplarda görünüş de aynı kalmaz. Atı, aslanı veya fili çağrıştıran özellikler bir araya gelir. Bu metinlerde bazı adlandırmaların birbirine yaklaşması, bugün internette gördüğümüz gibi tek ve kesin bir “Baku anatomisi” çıkarmayı güçleştirir. Folklor, bir karakter tasarım kılavuzu gibi çalışmaz; farklı anlatıcılar, resimler ve eşya ustaları figürü yeniden biçimlendirir.

Cebe sığan bir kâbus yiyici

Bu yaratık yalnızca metinlerde yaşamaz. Müzelerdeki küçük netsuke oymaları, Baku’nun gündelik eşya dünyasında da yer aldığını gösterir. Metropolitan Sanat Müzesi’nde bulunan 18. yüzyıla ait oturan Baku, yaklaşık yedi santimetrelik bir fildişi figürdür. Uzun hortumu ve sıkıştırılmış bedeni, büyük bir fantastik yaratığı avuç içine sığdırır.

Stuttgart’taki Linden Müzesi’nin koleksiyonunda ise geyik boynuzundan yapılmış bir örnek bulunur. Bu küçük Baku aynı zamanda mühür işlevi taşır; tabanındaki işaret uzun ömür ve kutlulukla ilişkilidir. Burada kötü rüyayı yiyen varlık, yalnızca geceyle sınırlı kalmamış, kişinin taşıdığı bir nesneye dönüşmüştür.

Bu eşyalar Baku’nun gerçekten görüldüğünü kanıtlamaz. Ama insanların onu nasıl düşündüğünü somutlaştırır. Korkunç olması beklenen bir yaratığın küçük, tutulabilir ve hatta sevimli hale gelmesi dikkat çekicidir. Uyurken baş edemediğin şey, uyanıkken elinin içine sığar.

Günümüzde Japoncada tapir için de Baku adı kullanılması başka bir karışıklık yaratabilir. Hayvanat bahçesindeki tapirle mitolojik varlığı aynı şey saymak doğru değildir. İsim ve bazı dış görünüş çağrışımları, bütün koruyucu inanışları gerçek bir hayvanın davranışına dönüştürmez. Tapirlerin rüya yediğini söyleyen bir zoolojik gözlem yok; burada konuştuğumuz şey kültürel bir figür.

Yılın ilk rüyası neden bu kadar önemliydi?

Rüyalar yalnızca gece yaşanıp biten görüntüler sayılmadığında, yılın ilk rüyası da sıradan olmaktan çıkar. Japonya’daki hatsuyume geleneği bu beklentiyi gösterir. İnsanlar yeni dönemin nasıl geçeceğine dair iyi bir işaret görmek ister. Fakat hangi gecenin ilk rüya sayıldığı, tarih boyunca ve bölgelere göre aynı kalmamıştır.

Edo-Tokyo Müzesi’nin kaynak yanıtı, yılbaşı ve mevsim dönümü çevresindeki farklı uygulamaları hatırlatır. Yastığın altına hazine gemisi resmi koymak ve uğurlu rüya dilemek bu dünyanın parçalarıdır. Kötü rüyanın ardından resmi suya bırakma gibi âdetler de aktarılır. Bunları bugüne yönelik bir uygulama önerisi olarak değil, insanların talihsiz bir işaretten kurtulmak için kurduğu sembolik yollar olarak okumak gerekir.

Baku bu geniş uyku kültüründe anlam kazanır. İyi rüya çağrılabiliyorsa kötü rüya da gönderilebilir. Gece görülen şeyi değiştiremesen bile, sabah ona nasıl davranacağını seçebilirsin. Yaratığın yaptığı iş, yalnızca yemek değil, rüyanın insan üzerindeki hükmünü azaltmaktır.

Hearn’ün Baku’su neden bir rüyayı yemeyi reddeder?

Hearn’ün yazısı burada beklenmedik biçimde yön değiştirir. Yazar, folklor bilgisini aktardıktan sonra edebî bir rüya sahnesine geçer. Anlatıcı kendi cesedini görür. Ceset ona saldırır; sahne, insanın kendisiyle karşı karşıya geldiği ürkütücü bir mücadeleye dönüşür. Sonunda anlatıcı bu bedeni parçalar.

Alışıldık kurala göre böyle bir rüya hemen Baku’ya verilmelidir. Fakat Baku onu yemeyi kabul etmez. Çünkü bu görüntü, yalnızca kötü bir olayın habercisi olarak okunmak zorunda değildir. Metnin Budist çağrışımlı yorumunda, kişinin kendisine yapışmış benliğinin yıkılması başka bir anlama kavuşabilir. Görüntü korkunçtur; taşıdığı anlamın da mutlaka kötü olması gerekmez.

Bu bir doğaüstü vaka tutanağı değil, Hearn’ün edebî anlatısıdır. Onu gerçekten yaşanmış bir Baku karşılaşması gibi sunarsak, metnin en ilginç tarafını kaçırırız. Yazar, başta tanıttığı kolay çözümü kendi hikâyesinde bozar: Her rahatsız edici rüya ortadan kaldırılacak bir atık değildir.

Baku’yu diğer gece yaratıklarından ayıran da bu esneklik. Karakoncolos gibi korku taşıyan figürlerle aynı şey değildir; farklı kültürlerde geceye yüklenen anlamların başka bir yüzünü gösterir. Bazen kapıda bekleyen tehlikeyi, bazen kapının önüne konan koruyucuyu hayal ederiz. Baku ikincisine aittir: Kâbusun içinden çıkıp, kâbusun kendisine yönelen yaratık.

Ona inanmak zorunda değiliz. Yine de kötü bir rüyadan uyandığımızda neden bir bardak suya, ışığa veya birinin sesine ihtiyaç duyduğumuzu düşününce, bu eski fikir bütünüyle yabancı gelmez. İnsan korkuyu yalnız taşımak istemez. Baku, o yükü alabilecek birine verilmiş isimlerden biridir.

Kapak, Baku folklorundan esinlenen yapay zekâ destekli temsili bir illüstrasyondur.

DOSYA NOTU

Tarihsel kayıtlar, rivayetler ve modern yorumlar aynı şey değildir. Bir anlatıyı aktarmamız, onun doğrulandığı anlamına gelmez. Kaynak ve yayın yaklaşımımız.

OKUMA KAYDI

Bu dosyayı tamamladın mı?

İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.