Haritada tanıdık kıtalar var, fakat ortada küçücük kalmışlar. Çevrelerini bir buz halkası sarıyor; onun dışında yeni denizler, başka kıtalar ve ikinci bir sınır uzanıyor. Yakınlaştırdıkça yeni isimler çıkıyor. Görüntü bir keşif belgesinden çok fantastik bir romanın içine açılan kapı gibi. Tam da bu yüzden insan bakmayı sürdürüyor: Ya bildiğimiz dünya büyük bir haritanın yalnız küçük bir köşesiyse?

Bu resimlerin hepsinin tek bir kaynağı yok. Bazıları açıkça ortak bir kurgu projesi için çizilmiş, bazıları kitap serilerinin dünyasını gösteriyor, bazılarıysa tarihî düzlem tasvirlerinin güncel yorumları. Sorunun cevabı “şu gizli harita bulundu” değil; farklı kökenlerden gelen görüntülerin aynı iddia altında toplanması. Haritanın üzerine değil, onu ilk yayımlayan kişinin açıklamasına baktığımızda hikâye değişebiliyor.

Çizerin açıkça söylediği şey

Beyond the Ice Wall 3.0 adlı çalışmanın yaratıcısı, dünya kurma topluluğundaki paylaşımında projesini ortak bir kurgu evreni olarak tanıtıyor. Alternatif tarih, hayalî evrim, mitoloji, UFO anlatıları ve komplo fikirlerini aynı dünyada birleştirmek istediğini açıklıyor. Buradaki yaratıcı soru şu: Bütün bu anlatıların doğru olduğu bir evren tasarlasaydık, coğrafyası nasıl görünürdü?

Bu, gerçek kıtaların gizlice ölçüldüğü iddiasından farklı bir başlangıç. Haritayı hazırlayan kişinin amacı, birbirinden uzak efsaneleri aynı sahneye yerleştirmek. Büyük dış bölgeler, yeni uygarlıklar ve bilinmeyen canlılar için yer açıyor. Bir romancı nasıl karakterlerine şehir kurarsa, burada da çok sayıda anlatıya coğrafya kuruluyor. Çizimin ayrıntılı olması bu amaca hizmet ediyor.

Paylaşımın devamındaki sorulara verilen cevaplarda da eğlence için hazırlanmış kurgu proje açıklaması var. Dolayısıyla bu belirli haritanın gerçek dünyaya ait gizli bir atlas olduğu yorumuna karşı elimizde yalnız bir kurumun itirazı bulunmuyor; üreticinin kendi tanımı bulunuyor. Bu, bütün buz duvarı haritalarının aynı kişi tarafından çizildiği anlamına gelmez. Yalnızca bu örneğin kökenini belirlememizi sağlar.

Bir harita açıklamasını kaybedince

Şöyle bir aktarımı düşünelim: Çizer uzun bir açıklama ve yüksek çözünürlüklü bağlantıyla haritayı yayımlıyor. Başka bir paylaşım yalnız resmi alıyor. Sonraki kişi görüntüye dramatik müzik ve “bizden saklanan dünya” başlığı ekliyor. Resmin çizgileri değişmiyor; fakat neyi temsil ettiği hakkında verilen bilgi tamamen değişiyor. İlk paylaşımın kurgu uyarısı son görüntüde bulunmayabiliyor.

Bu örnekteki çizer de eserinin gerçek harita gibi paylaşılmasıyla karşılaştığını söylüyor. Bu, internetteki bütün yeniden paylaşımların niyetini bildiğimiz anlamına gelmez. Biri şaka yapmış, diğeri yanlış anlamış, başkası bilerek etkileyici bir başlık seçmiş olabilir. Son kullanıcı bunların hangisinin gerçekleştiğini tek bir ekran görüntüsünden çıkaramaz. Görselin ilk bağlamına dönmek, niyet okumaktan daha sağlam bir yol.

İmzanın, sürüm numarasının veya açıklama bölümünün kırpılması özellikle önemli. “3.0” ibaresi bile çalışmanın geliştirilen bir proje olduğunu gösterebilir. Bunu kaldırıp soluk renkli bir baskı görünümü vermek, resmi eski bir belgeye benzetebilir. Kâğıdın sarı rengi ise kendi başına tarih vermez; dijital bir çalışmada da seçilebilecek bir görsel tercihtir.

Kaynağı bulunamayan başka bir çizimin kökenini ise bu örnekten hareketle kesinleştiremeyiz. Her görselin kendi üretim ve paylaşım geçmişi ayrıca incelenmelidir.

Romanın içindeki haritayı romanın dışına taşımak

Sixty Degrees South kitaplarının harita sayfası daha farklı ama aynı derecede açıklayıcı bir örnek. Sayfa, bir haritanın kitap yazılırken karakterlerin yolculuklarını izlemek için oluşturulduğunu söylüyor. Adam ve Dobbo gibi karakterlerin buz sınırının ötesine gidişleri, çizimin neden yapıldığını açıklıyor. Yani kaynak kendi içinde haritayı bir anlatı aracı olarak tanımlıyor.

Aynı sayfada Fred Noonan ve Amelia Earhart adlarını kullanan bir harita açıklaması da var. Tarihten tanıdığımız isimlerin kurguya girmesi, kurgu içindeki belgeyi gerçek tarihî belgeye dönüştürmez. Bir romanda “1950 tarihli harita” denmesiyle, arşivde 1950’de üretildiği doğrulanmış bir haritanın bulunması farklı şeylerdir. İlk tarih öykünün zamanına, ikincisi nesnenin geçmişine aittir.

Bu ayrımı kaçırmak kolay; çünkü haritalar çoğu zaman kitaptan bağımsız paylaşılabilecek kadar çekici hazırlanır. Karakter adı, yayınevi veya roman başlığı görünmeyince elde yalnız keşif çağrışımlı bir resim kalır. Ancak haritanın edebî işlevini geri koyduğumuzda gizem çözülür: Yol tarif ettiği dünya, kitabın dünyasıdır.

Terra Infinita ayrı bir anlatı hattı

Claudio Nocelli’nin Terra Infinita serisi de buz sınırlarının ötesini geniş bir evrene dönüştürüyor. Google Play’deki yayıncı tanıtımında Morris’in yolculukları, Helen ve büyük kubbe altındaki yüz yetmiş sekiz dünya gibi öğeler yer alıyor. Seri bilimkurgu, macera ve distopya sınıflandırmalarıyla sunuluyor. Bu katalog kaydı, dış bölgelerin keşif raporu değil, yayımlanmış anlatıların tanıtımıdır.

Buradaki isimlerle başka çizerlerin haritalarını otomatik olarak aynı evren saymak doğru olmaz. Buz duvarı ortak bir motif olabilir, fakat bir kitap serisinin karakterleri ve bölgeleri başka projenin coğrafyasını doğrulamaz. İnternette benzer görüntülerin yan yana bulunması, ortak gözlemden üretildiklerini göstermiyor. Bazen aynı fikir, birbirinden bağımsız yaratıcı dünyaların başlangıç malzemesi oluyor.

Eski düz dünya çizimleri bunların atası mı?

On dokuzuncu yüzyıldaki düz dünya savunularında güney buzlarının ötesi zaten merak konusu. Rowbotham’ın tasvirinde bilinmeyen sınır düşüncesi bulunuyor. Ancak bilinmediği söylenen bir alan ile ayrıntıları adlandırılmış dış kıtalar aynı bilgi değil. Eski metindeki boşluğa yeni adlar yerleştirmek, o adların eski metinde bulunduğunu göstermez.

Burada bir esin ilişkisi kurulabilir: Kapanmamış bir harita kenarı, yeni anlatılar için alan bırakır. Fakat her güncel çizimin soyunu kesin biçimde tek bir kitaba bağlamak için çizerin açıklaması veya üretim geçmişi gerekir. Görsel benzerlik, tarihsel etkilenme ihtimalini düşündürür; tek başına kimin kimden aldığına karar verdirmez.

Library of Congress’in 1893 tarihli Orlando Ferguson haritasını saklaması da benzer bir ayrımı hatırlatıyor. Bir kütüphane, geçmişte üretilmiş bir dünya tasvirini tarihî nesne olarak korur. Haritanın katalogda bulunması, üzerindeki evrenin doğru bulunduğu anlamına gelmez. Kurum, belgenin varlığına ve kimliğine dair bilgi verir; bütün coğrafi iddialarına kefil olmaz.

Gleason haritasına eklenen şeyler

Gleason’un haritasının katalog kaydına baktığımızda belirli bir tarihî çalışma görüyoruz. Modern bir görsel bu merkezî düzenin çevresine yeni halkalar ve kıtalar eklediyse, ortaya çıkan resim artık yalnız o tarihî çalışma değildir. Bir kısmı eski olabilir, eklenen kısımların ise ayrı geçmişi vardır. Eski merkez, yeni kenarı otomatik olarak eski yapmaz.

Bu, bir fotoğrafa sonradan eklenen nesneye benzer. Fotoğrafın gerçekten yüz yıl önce çekilmiş olması, eklenen nesnenin de o gün orada bulunduğunu kanıtlamaz. Harita incelemesinde de farklı katmanların tarihini ayırmak gerekir. Katalogdaki özgün nüshayla güncel görseli yan yana koymak, bu yüzden yalnız estetik bir karşılaştırma değildir.

Birleşmiş Milletler amblemi neden sürekli bu hikâyeye giriyor?

Birleşmiş Milletler amblemindeki kuzey kutbu merkezli dünya görüntüsü, bu haritalarla yüzeysel bir benzerlik taşıyor. Kurumun amblem açıklaması bunun bir harita projeksiyonu olduğunu belirtiyor. Küresel yüzeyin düz bir sembolde gösterilmesi, yeryüzünün fiziksel olarak düz olduğunun itirafı değildir. Amblemdeki zeytin dalları da coğrafi bir kıyı çizgisi olarak okunmaz.

Projeksiyonun ne yaptığını unuttuğumuzda merkezde tanıdık kıtaların görünmesi büyük bir güven duygusu yaratabilir. Oysa merkezî görüntüden dışarıya çizilmiş hayalî bölgeler için sonuç çıkaramayız. Bir kurumun sembolü, o sembolün çevresine başkasının eklediği dünyaların belgesi olamaz.

Aynı ada sahip iki yer aynı kaynak değildir

Bu çizimlerde tanıdık bir mitolojik adla karşılaşmak ayrıca güçlü bir bağ kurar. Okur o adı başka bir kitapta gördüğü için yeni haritadaki yerin de eski kaynaktan geldiğini düşünebilir. Oysa bir adı kullanmak, eski metnin verdiği konumu aktarmakla aynı şey değil. Bir romanın şehrine Atlantis denmesi, o şehrin Platon’un anlattığı yerin koordinatlarını taşıdığını göstermez. Modern bir çizer, bilinen adı bütünüyle yeni bir mekâna yerleştirebilir.

Dolayısıyla yalnız ad benzerliğini takip etmek araştırmayı yanlış yere götürebilir. Daha verimli karşılaştırma, kıyı biçimi, adların sırası, sürüm bilgisi ve çizerin açıklaması gibi ayrıntıları birlikte değerlendirmek. Aynı resmin düşük çözünürlüklü kopyasını bulmakla, aynı fikri işleyen başka bir eser bulmak farklı sonuçlardır. İlki aktarım zincirini, ikincisi ortak motifi gösterir.

Haritaların telifli yaratıcı eserler olması da bu bağlamın bir parçası. Bir eseri incelemek için onu sahipsiz “antik belge” diye yeniden yayımlamak gerekmiyor. Üreticinin adını ve ilk açıklamasını korumak, yalnız emeğe saygı değil, yanlış tarih atfetmeyi önleyen araştırma alışkanlığıdır. Bu yazıda kaynaklara bağlantı verilmesinin nedeni de okurun çizimleri onları yayımlayan kişinin sözleriyle birlikte görebilmesi.

Güzel çizilmiş olmak başka, ölçülmüş olmak başka

Bir haritadaki ayrıntılar iki farklı işe yarayabilir. Öykü haritasında dağlar, nehirler ve yer adları okurun hayalinde süreklilik kurar. Ölçüm haritasında ise konumların hangi yöntemle belirlendiği, ölçeğin nerede nasıl değiştiği ve koordinatların neyi ifade ettiği önemlidir. İlk tür başarısız bir harita değildir; başka bir ihtiyacı karşılar. Sorun, onun ikinci türmüş gibi sunulmasıdır.

USGS’nin projeksiyon açıklamaları, düz haritalarda alan, biçim, yön ve uzaklığın hepsinin aynı anda kusursuz korunamayacağını gösterir. Dolayısıyla bir görselin üzerine cetvel koyup bütün bölgelerde aynı uzaklık hesabını yapmak da güvenilir değildir. Gerçek bir haritada projeksiyon bilgisi ölçümün parçasıdır; fantastik haritada ise yazar isterse kendi dünyanın ölçülerini kurar.

Bir dış kıtanın adı kadar ona nasıl gidileceği sorusu da önemlidir. Başlangıç noktası, yön, süre, ölçüm yöntemi ve geri dönüş kaydı olmadan ayrıntılı kıyı çizgisi seyahat doğrulaması sağlamaz. Resim bize bir yeri hayal ettirebilir; oraya gerçekten gidildiğini göstermek için resmin dışında bir kayıt zincirine ihtiyaç vardır.

Buz duvarının ötesi haritalarını çekici bulmak için onları gizli belge sanmak gerekmiyor. Bazıları gerçekten emek verilmiş, geniş ve yaratıcı dünyalar. Onları kendi çizerlerinin anlattığı biçimde okumak hem esere hem okura daha adil. Gizem bu kez “saklanan kıtalar nerede?” sorusundan başka yere taşınıyor: Bir kurgu haritası, açıklamasından ayrılınca nasıl gerçeklik iddiasına dönüşebiliyor?

Kapak özgün, yapay zekâ destekli temsili bir harita çizim sahnesidir. Yazıda incelenen haritaların kopyası veya gerçek coğrafya gösterimi değildir.

DOSYA NOTU

Bu içerik alternatif bir iddianın kültürel izini sürer; bilimsel kanıt iddiası taşımaz.

OKUMA KAYDI

Bu dosyayı tamamladın mı?

İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.

YAZI DİZİSİ

Düz Dünya Dosyası: Ufkun Ötesinde Ne Var?

Eski dünya tasvirlerinden modern düz dünya hareketine, buz duvarı anlatılarından gözlem ve deneylere uzanan 24 bölümlük kaynaklı okuma.

18 / 24
KISIM IVBuz duvarı ve gizlenen dünya anlatıları
  1. 15Antarktika Bir Kıta mı, Dünyayı Çevreleyen Buz Duvarı mı?OKU →
  2. 16Antarktika’ya Gitmek Gerçekten Yasak mı?OKU →
  3. 17Amiral Byrd ve Operation Highjump: Gerçek Seferden Gizli Dünya EfsanesineOKU →
  4. 18Buz Duvarının Ötesindeki Kıtalar: İnternetteki Haritalar Nereden Çıktı?OKUNUYOR