İskandinav yaratılış anlatısında başlangıçta sessiz ve karanlık bir boşluk yoktur; iki karşıt bölge arasındaki gerilim vardır. Kuzeyde buzlu Niflheim, güneyde ateşli Muspelheim ve aralarında Ginnungagap uzanır. Buz kırağısı sıcaklıkla eridiğinde ilk canlı Ymir ortaya çıkar. Dünya onun elleriyle kurulmaz: Odin ve kardeşleri Ymir’i öldürür, bedenini parçalara ayırır ve yaşanabilir evreni bu kozmik cesetten yapar.
Hikâyeyi hangi metinlerden biliyoruz?
Ymir anlatısının iki ana damarı 13. yüzyılda İzlanda’da yazıya geçirilen Şiirsel Edda ve Snorri Sturluson’un Düzyazı Edda’sıdır. Şiirsel Edda’daki Völuspá, bir kâhinin ağzından dünyanın başlangıcını yoğun ve parçalı dizelerle anlatır. Snorri’nin Gylfaginning’i ise aynı malzemeyi daha düzenli bir öyküye dönüştürür.
Bu metinler Viking Çağı’nın bitiminden sonra, Hristiyan İzlanda’da kaleme alındı. Dolayısıyla eski sözlü gelenekleri korurken yazarlarının yaşadığı dönemin kavramlarını da taşıyabilirler. “İskandinavlar kesin olarak böyle inanıyordu” demeden önce iki kaynak arasındaki farkları hesaba katmak gerekir.
Ginnungagap gerçekten boşluk muydu?
Ginnungagap genellikle “esneyen uçurum” veya “büyülü boşluk” diye çevrilir. Snorri’nin anlatısında kuzeyindeki Niflheim’dan akan Élivágar nehirlerinin zehirli suları donarak katmanlar oluşturur; güneydeki Muspelheim ise kıvılcım ve alevle doludur.
İki bölgenin etkisi ortada buluştuğunda kırağı erir ve damlalar canlanır. Yaratılış burada bir tanrının yokluğa emir vermesi değil, sıcaklıkla soğuk arasındaki temasın biçim üretmesidir. Bu nedenle Ginnungagap hiçlikten çok potansiyel taşıyan sınır bölgesidir.
Ymir nasıl doğdu?
Eriyen kırağı damlalarından dev Ymir oluşur. Buz devleri ona Aurgelmir de der. O, sonraki dev soylarının atasıdır fakat modern anlamda yalnız dev boyutlu insan değildir; henüz dağ, deniz ve gök ayrılmadan önceki maddi bütünlüğü temsil eder.
Ymir uyurken koltuk altından bir erkek ve bir kadın, ayaklarının birleşmesinden altı başlı bir oğul doğar. Devlerin çoğalması cinsel birleşmeden bağımsız, ilksel bedenin taşan üretkenliği gibi tasarlanır.
Audhumla: Dünyayı yalayarak açan inek
Ymir’in yanında kırağıdan Audhumla adlı büyük inek belirir. Ymir onun memelerinden akan dört süt nehriyle beslenir. Audhumla ise tuzlu buz bloklarını yalar. Birinci gün saç, ikinci gün baş, üçüncü gün bütün bir insan biçimi ortaya çıkar: Buri.
Buri’nin oğlu Bor, dev Bestla ile birleşir; Odin, Vili ve Ve doğar. Böylece tanrılar ile devler tamamen ayrı yaratılışlar değildir. Aynı kozmik ortamdan gelir ve soyları daha başlangıçta birbirine karışır.
Odin ve kardeşleri neden Ymir’i öldürdü?
Gylfaginning cinayetin ayrıntılı ahlaki gerekçesini vermez. Odin, Vili ve Ve Ymir’i öldürür; bedeninden akan kan neredeyse bütün kırağı devlerini boğar. Bergelmir ile eşi bir sandık veya değirmen teknesini andıran araçla kurtulur ve sonraki dev soyunu sürdürür.
Bu sahne bazen “İskandinav tufanı” diye adlandırılır. Benzerlik vardır: ilksel felaket büyük bir soyu yok eder, küçük bir aile kurtulur. Fakat olay yağmurla değil Ymir’in kanıyla gerçekleşir ve insanlık değil devler merkezindedir.
Bir bedenden dünya yapmak
Kardeşler Ymir’in cesedini Ginnungagap’ın ortasına taşır. Etinden toprak, kanından denizler ve göller, kemiklerinden dağlar, diş ve kırılmış kemiklerinden taşlar yapılır. Kafatası göğe kaldırılır; beyninden bulutlar oluşur.
Dört cüce—Austri, Vestri, Nordri ve Sudri—göğün dört köşesini tutar. Yön adlarıyla anılmaları, kozmik yapının aynı zamanda mekânı ölçülebilir hale getirdiğini gösterir. Dünya artık sınırsız bir beden değil, yönleri ve sınırları olan yerdir.
Ymir’in kaşlarından Midgard
Tanrılar Ymir’in kaşlarını kullanarak insanların yaşayacağı Midgard çevresinde bir sur kurar. Dışarıda devlerin bölgesi Jotunheim vardır. İnsan dünyası doğanın ortasında kendiliğinden güvenli değildir; düşman güçlerden ayrılmış bir iç alan olarak tasarlanır.
“Orta avlu” anlamındaki Midgard, İskandinav kozmolojisinin önemli fikrini taşır: düzen merkezde ve geçicidir; dışarıdaki güçler tamamen yok edilmez. Ragnarök’te bu sınırlar yeniden çözülecektir.
Güneş, Ay ve yıldızlar
Muspelheim’dan saçılan kıvılcımlar göğe yerleştirilir. Daha sonra Mundilfari’nin çocukları Sol ve Mani, Güneş ile Ay’ın arabalarını sürer. Kurtlar onları gökyüzünde kovalar; bu takip zamanın hareketini ve sonunda kozmik düzenin kırılacağını anlatır.
Snorri’nin sistemli açıklaması farklı şiir parçalarını tek bir haritada birleştirir. Bugün internette görülen kusursuz “dokuz dünya şemaları”nın önemli bölümü bu dağınık malzemenin modern düzenlemeleridir; Eddalarda her ayrıntıyı gösteren tek bir çizim yoktur.
İlk insanlar: Ask ve Embla
Tanrılar deniz kıyısında iki ağaç gövdesi bulur ve onlardan Ask ile Embla’yı yaratır. Farklı şiir ve düzyazı anlatılarında onlara nefes, bilinç, hareket, görünüş ve duyular veren tanrıların adları değişebilir. Odin merkezde kalırken eşlik eden figürler Hœnir ve Lodur ya da Vili ve Ve olabilir.
İnsanlar Ymir’in kanından veya toprağından yapılmaz; işlenmemiş ağaçtan canlı topluluğa dönüşür. Yine de onların yaşadığı toprak, gök ve deniz bütünüyle Ymir’in bedenidir. İnsan hayatı öldürülmüş devin içinde kuruludur.
Ymir “ilk tanrı” mıydı?
Ymir ilk canlılardan biridir ama Æsir tanrılarının hükümdarı değildir. Devlerin atasıdır ve tanrılar düzen kurarken onun maddesini kullanır. “İlk tanrı” etiketi, İskandinav kaynaklarındaki soy ve varlık türlerini fazla kolay bir hiyerarşiye sokar.
Devler de yalnız kötü canavar değildir. Tanrılar onlarla evlenir, onlardan bilgi alır ve bazen onların güçlerini kullanır. Odin’in annesi Bestla bir dev soyundandır. Kozmik karşıtlık, mutlak biyolojik ayrım değildir.
Başka mitlerdeki kozmik bedenler
Bir ilksel varlığın bedeninden dünya kurulması yalnız İskandinavlara özgü değildir. Hint Rigveda’sındaki Purusha, Çin anlatılarındaki Pangu ve Mezopotamya’daki Tiamat karşılaştırma için sık anılır. Ortak görüntü, düzenli dünyanın bir bütünün bölünmesiyle doğmasıdır.
Bu benzerlikler doğrudan tarihsel kopyalamayı kanıtlamaz. İnsan bedeni, parçalar ile bütün arasındaki ilişkiyi anlatmak için evrensel ve güçlü bir modeldir. Dağların kemik, nehirlerin kan olarak düşünülmesi coğrafyayı canlı hale getirir.
Snorri’nin Hristiyan etkisi
Snorri eski şiir dilini açıklamak ve şairlerin kullanacağı mitolojik başvuruları korumak istiyordu. Aynı zamanda Hristiyan bir dünyada yazıyordu. Prologunda pagan tanrılarını tarihsel ve yanılgılı insan ataları gibi açıklamaya çalışması bu gerilimi gösterir.
Gylfaginning’deki yaratılış anlatısının her ayrıntısını doğrudan Viking Çağı inanç pratiği saymak bu yüzden risklidir. En sağlam yöntem, Snorri’yi Völuspá ve Vafþrúðnismál dizeleriyle karşılaştırmak, örtüşen çekirdeği ve sonradan yapılan sistemleştirmeyi ayırmaktır.
Sonuç: Dünya yenilmiş bir devdir
Ymir anlatısında yaratılış barışçıl değildir. Buz ve ateş onu doğurur; tanrılar onu öldürür; et, kemik, kan ve kafatası coğrafyaya dönüşür. Midgard bu cesedin içinde korunmuş küçük insan alanıdır.
Hikâyenin etkisi yalnız şiddetinde değil, dünyanın canlı kalıntı olduğu fikrindedir. Deniz Ymir’in kanı, dağlar kemikleriyse doğa cansız arka plan değildir. Düzen, yok edilen kaosun yerine konmuş yabancı madde değil; aynı ilksel gücün yeniden biçimlendirilmiş halidir.
Görsel notu: Kapak, Ymir’in bedeninden dünyanın kurulmasını yorumlayan özgün editoryal illüstrasyondur; Edda elyazmalarındaki belirli bir resmin kopyası değildir.
Tarihsel kayıtlar, rivayetler ve modern yorumlar aynı şey değildir. Bir anlatıyı aktarmamız, onun doğrulandığı anlamına gelmez. Kaynak ve yayın yaklaşımımız.
Kaynaklar
OKUMA KAYDI
Bu dosyayı tamamladın mı?
İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.


