Bir deneyin sonunda hakemlerden biri sonucun çok açık olduğunu söylüyor. Öteki de aynı fikirde: sonuç gerçekten çok açık. Sorun şu ki biri suyun eğriliğinin gösterildiğini, diğeri Dünya’nın düzlüğünün doğrulandığını düşünüyor. Mart 1870’te İngiltere’deki Old Bedford su yolunda yaşanan tartışmanın en şaşırtıcı tarafı bu. İnsanlar yalnız uzaktan anlatılmış bir olaya inanmıyor; aynı düzenek önünde bulunuyor, benzer görüntülere bakıyor ve yine de birbirinden tamamen farklı sonuçlarla ayrılıyorlar.

Bedford Kanalı deneyi bugün kısa bir “bilim insanı düz dünyacıyı yendi” hikâyesi olarak dolaşabiliyor. Oysa olayın içinde ölçüm aletleri, iki ayrı bakış doğrultusu, hakem raporları, beş yüz sterlinlik bahis ve yıllarca süren hukuk mücadeleleri var. Üstelik deneyin sonucuyla mahkemenin sonucu aynı soruya cevap vermiyor. Hikâyeyi gerçekten anlamak için önce o suyun kıyısına, sonra teleskobun içine bakmamız gerekiyor.

Neden bu kadar sıradan bir su yolu?

İngiltere’nin doğusundaki Fens bölgesi, alçak ve açık arazileriyle uzun görüş çizgileri kurmaya elverişlidir. Old Bedford su yolu da kıvrımlı bir dağ nehri değil, düz bir güzergâhta uzanan drenaj sisteminin parçasıdır. Yani hikâyenin sahnesi görkemli bir gözlemevi değil; tarım arazileri arasında suyu yönlendirmek için düzenlenmiş bir çevredir.

Bu sadelik önemlidir. Bir tepenin ardından kaybolan nesneyle uğraşmıyorsunuz. Su yüzeyinin iki noktasını karşılaştırmayı istiyorsunuz. Düz Dünya savunucusu Samuel Rowbotham da daha önce bu çevredeki gözlemleri kendi iddiaları için kullanmıştı. Kitabındaki tekne deneyinde, suya çok yakın tutulan teleskopla altı mil uzaklaşan bir teknenin görülebildiği anlatılır.

Ancak 1870’te yapılan düzenek, o tekne gözleminin aynısı değildir. Bu iki sahneyi tek deneymiş gibi birleştirmek, tartışmanın mantığını kaybettirir. Rowbotham’ın öne çıkardığı soru “tekne hâlâ görünüyor mu?” iken Wallace’ın kurduğu karşılaştırma, aynı su yüksekliğine yerleştirilmiş işaretlerin birbirine göre nerede göründüğüyle ilgilidir.

Beş yüz sterlinlik meydan okuma

John Hampden, bilim insanlarını bir kanal, nehir veya göl yüzeyinin eğriliğini göstermeye çağırdı ve sonuç üzerine para koymayı teklif etti. Meydan okumayı kabul eden Alfred Russel Wallace, bugün daha çok doğal seçilim çalışmalarındaki rolüyle tanınıyor. Fakat gençliğinde arazi ölçümü yapmış olması, bu olayda doğrudan işe yarayan bir deneyimdi. Bir aletin yataylanması, görüş doğrultusunun kurulması ve işaretlerin yüksekliklerinin karşılaştırılması ona yabancı değildi.

Taraflar beşer yüz sterlin yatırdı. Dolayısıyla masada toplam bin sterlin bulunuyordu; Wallace’ın kazanacağı fazladan miktar bunun yarısıydı. Anlaşma, yüzey eğriliğinin gerçek ölçüm ve gösterimle hakemleri tatmin edecek biçimde ortaya konmasını istiyordu. Sonradan mahkeme kayıtlarına giren metinde kötü havanın gözlemi engellemesi hâlinde sürenin uzatılmasına ilişkin bir şart bile bulunur.

Bu ayrıntı ilginçtir: taraflar başlangıçta yalnız söz düellosu yapmıyordu. Bir uygulama, bir değerlendirme süreci ve bir karar mekanizması kurmaya çalışmışlardı. Yine de anlaşmanın varlığı, görülen görüntünün nasıl yorumlanacağı konusunda kalıcı bir ortaklık yaratmaya yetmedi.

Ortadaki işaret neden önemliydi?

Wallace’ın düzenek anlatısında iki köprü arasında yaklaşık altı millik, yani 9,7 kilometrelik bir hat bulunur. Bir uçta teleskop, öteki uçta belirgin bir işaret vardır. Araya, yaklaşık orta noktaya bir direk yerleştirilir. Üstteki işaretin merkezi, uçlardaki bakış ve hedef doğrultusuyla su yüzeyine göre aynı yüksekliğe getirilir. Düzenek suya yapışık değildir; işaretler yaklaşık dört metre yüksektedir.

Neden üçüncü bir nokta gerekiyor? Çünkü yalnız iki nokta her zaman bir doğruyla birleştirilebilir. İki köprüye bakıp “aralarında çizgi çekebiliyorum” demek, aradaki yüzeyin biçimini söylemez. Ortadaki işaret, yüzeyin bu iki uç arasındaki doğruya göre yükselip yükselmediğini kontrol etmeyi sağlar.

Düz bir su yüzeyi düşünürseniz, aynı yüksekliğe konmuş üç işaret tek doğrultuda görünmelidir. Küresel yüzeydeyse, eşit yükseklikteki noktalar da eğri bir yüzeyi takip eder. Uçları birleştiren düz çizgiye göre orta nokta yukarıda kalır. Bu, ortada bir su tepesi yığıldığı anlamına gelmez. “Yukarıda” burada belirli bir geometrik doğruya göre söylenmektedir; yerel su yüzeyine göre işaretlerin yükseklikleri aynıdır.

Gözünüzde büyütmek için çok abartılı bir çizim kullanabilirsiniz: bir yay çizin, iki ucunu cetvelle birleştirin ve yayın ortasına bakın. Yay ortada cetvelin üzerinde kalır. Gerçek Dünya’da eğrilik çizimdeki kadar belirgin değildir. Deneyin uzun bir mesafeye ve dikkatli ölçüme ihtiyaç duymasının nedeni de budur.

Beklenen fark birkaç santimetre değildi

Altı millik toplam mesafe için, kırılmayı hesaba katmadan basitleştirilmiş küre geometrisiyle orta noktada yaklaşık 1,8 metrelik bir yükselme beklenir. Bu sayı, iki uç arasındaki kirişe göre hesaplanır. Bir uçtan çizilen teğete göre en uzaktaki noktanın düşüşüyle aynı şey değildir. İnternetteki eğrilik hesaplarında bu iki büyüklüğün karıştırılması, çok farklı rakamların aynı sorunun cevabıymış gibi kullanılmasına yol açıyor.

Hesabın neden mesafeyle hızla büyüdüğünü de buradan anlayabiliriz. Kısa yaylar için orta yükselme, toplam mesafenin karesiyle yaklaşık orantılıdır. İki kat uzun bir hat kurduğunuzda beklenen fark yaklaşık dört katına çıkar. Ancak daha uzun hat, daha fazla atmosferin içinden bakmak demektir. Geometrik işaret büyürken gözlem koşulları da zorlaşır.

Wallace, aradaki direğe üst işaretin yanı sıra daha aşağıda ikinci bir disk de koydu. Bu, görünen aralıkları karşılaştırmayı kolaylaştırıyordu. Buradaki amaç bir cismin yalnız görünür olmasını kutlamak değil, hedeflerin belirli referanslara göre yerini okumaktı. Bu ayrıntı, Bedford’u ufuk fotoğraflarından ayıran temel noktadır.

Yaklaşık 1,8 metrenin nereden geldiğini merak edenler için kısa bir hesap da yapılabilir. Toplam hat uzunluğunu kilometreyle 9,66, Dünya yarıçapını yaklaşık 6.371 alalım. Kısa yay yaklaşımında yükselme, hat uzunluğunun karesinin yarıçapın sekiz katına bölünmesidir: 9,66 × 9,66 ÷ (8 × 6.371). Sonuç yaklaşık 0,00183 kilometre, yani 1,83 metredir. Bu bir optik görüntü tahmini değil, kırılmasız geometrik başlangıç değeridir.

Bu nedenle aynı formülü kullanıp teleskoptaki her ayrıntının tam bu kadar kayacağını söylemek acelecilik olur. Görüntüdeki açısal ayrım, hedeflerin uzaklığına; görünen konum ise ışığın yoluna da bağlıdır. Formül ölçümün yerine geçmez, deneyden önce ne büyüklükte bir etki arandığını söyler. Birkaç mil ötede neyi görmeyi beklediğinizi önceden yazmak, sonucu gördükten sonra açıklamayı değiştirmekten çok daha sağlam bir başlangıçtır.

Teleskop görüntüsü kendini açıklamıyor

Wallace’ın yıllar sonra yazdığı My Life anlatımına göre ilk teleskop gözleminde orta işaretin konumu kaydedildi; fakat Hampden’ın temsilcisi William Carpenter, teleskobun yataylanması ve nişangâh çizgisi bulunmaması üzerinden itiraz etti. Bunun üzerine ölçümde kullanılan bir nivo da devreye girdi. Aletin su terazisi, bakış doğrultusunun başlangıç noktasındaki yataya göre ayarlanmasına yardım ediyordu.

Bu ikinci bakışta görünen işaretleri anlamak için iki referansı ayırmak gerekir. Birincisi, yakın ve uzak hedefi birleştiren doğrultu. İkincisi, gözlemcinin bulunduğu yerdeki yatay doğrultu. Küresel yüzeyde uzak noktalar yerel yatayın altında görünürken, orta işaret uçları birleştiren doğruya göre yukarıda kalabilir. Bunlar çelişkili iki görüntü değildir; farklı doğrularla yapılan karşılaştırmalardır.

Deneyden kalan çizimlerde bir de görüntüyü ters çeviren teleskobun etkisi vardır. Dolayısıyla sayfadaki “üst” ve “alt”ı gündelik gözle bakıyormuş gibi okumak yanıltıcı olabilir. Wallace’ın anlatısı, Carpenter ile diğer gözlemci Coulcher’in görüntü çizimleri üzerinde anlaşabildikleri hâlde sonuçta ayrıldıklarını söyler. Bu iddiayı Wallace’ın taraf olduğu, sonradan kaleme alınmış bir hatıra olarak okuyoruz; yine de yayımlanan çizimlerin neyi karşılaştırdığını incelemek mümkündür.

Su üstündeki hava görünmez bir mercek olabilir mi?

Burada atmosferi atlayamayız. Işık, kırılma indisi farklı tabakalardan geçerken yön değiştirebilir. Yere veya suya yakın havada sıcaklığın yükseklikle değişme biçimi, uzun bir görüş hattını etkiler. Paris Gözlemevi’nin atmosfer optiği açıklamalarında da ele alınan seraplar, ortada nesne yokken mutlaka hayal görmek demek değildir; var olan bir nesnenin görüntüsü yer değiştirebilir veya biçimi bozulabilir.

Bu yüzden suya yirmi santimetre yakın bir teleskopla kilometrelerce uzağa bakmak hassas bir iştir. Gözlem yüksekliğini artırmak yüzeye en yakın tabakanın etkisini azaltmaya yardımcı olabilir, ama atmosferi tamamen yok etmez. Wallace’ın hesabında da kırılmanın beklenen görünüşü bir miktar değiştireceği kabul edilir. “Kırılma var” sözü sonradan her sonucu kurtarmak için sınırsız kullanılan bir açıklama olmamalıdır; ölçülmesi gereken koşullara işaret eder.

Bugün aynı tür bir çalışma yapılsa yalnız fotoğraf değil, alet yüksekliği, hedef yüksekliği, mesafe, sıcaklıkların yükseklik boyunca değişimi ve ölçüm zamanı da kaydedilmelidir. Farklı günlerde, iki yönden ve farklı yüksekliklerde alınan sonuçlar karşılaştırılır. Tarihî deneyde elimizde bulunmayan ayrıntıları sonradan varmış gibi tamamlayamayız; ancak hangi değişkenlerin önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Hakem kararı neden kavgayı bitirmedi?

Hakemler anlaşamayınca değerlendirme John Henry Walsh’a gitti. Walsh, Wallace’ın eğriliği gösterdiği yönünde karar verdi. Buna rağmen Hampden sonucu kabul etmedi. Böylece deney hakkında konuşmakla tarafların birbirlerine yönelttikleri suçlamaları konuşmak iç içe geçti. Wallace’ın hatıralarında olay, yıllarca süren yorucu bir anlaşmazlık olarak yer alır.

Bu kısmı yalnız onun yakınması üzerinden bilmiyoruz. Londra Doğa Tarihi Müzesi’ndeki Wallace arşivinde hukuk belgeleri bulunuyor; dönemin mahkeme raporları da ayrıca korunmuş durumda. Belgeler, tartışmanın bir öğleden sonra bitmediğini gösteriyor. Fakat kişisel çatışmanın şiddeti, su yüzeyinin biçimi için yeni bir ölçüm değildir. Olayı ilginç kılan insan hikâyesi ile deneyin fiziksel anlamını ayrı tutmak gerekiyor.

Mahkeme Dünya’yı düz mü buldu?

Hayır. 17 Ocak 1876 tarihli Hampden v. Walsh kararında ele alınan mesele, yatırılmış bahis parasının geri istenmesiydi. Hampden, para Wallace’a aktarılmadan önce kendi beş yüz sterlinini talep etmişti. Karar, bu talebin ve bahis anlaşmasının hukukî niteliği üzerine kuruldu. Mahkeme, Dünya’nın biçimini ölçen yeni bir deney yapmadı.

Bu ayrım özellikle önemli; çünkü “Hampden parasını geri kazandı” cümlesi bağlamından çıkarıldığında bilimsel sonucun tersine döndüğü izlenimini verebilir. Oysa bir paranın kime iade edilmesi gerektiğiyle hangi geometrinin gözlemi açıkladığı farklı sorulardır. Mahkeme kaydının girişini okumak bile, dosyanın konusunun depozitonun iadesi olduğunu açıkça gösterir.

Bedford hikâyesinin sonunda elimizde yalnız kazanan ve kaybeden yok. Bir teknenin görünürlüğüyle üç işaretin konumunu ölçmenin neden farklı olduğunu, yatay çizginin bütün Dünya boyunca aynı düzlem anlamına gelmediğini ve bir görüntünün hangi referansla okunduğunun önemini görüyoruz. Aynı suya bakmak, aynı soruyu sormak demek olmayabiliyor. Deneyin bugün hâlâ anlatılmayı hak etmesi de tam burada yatıyor.

Kapak, dönemin kanal ve ölçüm ortamını anlatan yapay zekâ destekli temsili illüstrasyondur; 1870 düzeneğinin birebir teknik çizimi veya arşiv fotoğrafı değildir.

DOSYA NOTU

Bu içerik alternatif bir iddianın kültürel izini sürer; bilimsel kanıt iddiası taşımaz.

OKUMA KAYDI

Bu dosyayı tamamladın mı?

İşaretlediğinde bu tarayıcıda okuduğun dosyaları ve seri ilerlemeni hatırlayacağız.

YAZI DİZİSİ

Düz Dünya Dosyası: Ufkun Ötesinde Ne Var?

Eski dünya tasvirlerinden modern düz dünya hareketine, buz duvarı anlatılarından gözlem ve deneylere uzanan 24 bölümlük kaynaklı okuma.

6 / 24
KISIM IIModern düz dünya fikrinin doğuşu
  1. 05Samuel Rowbotham: Dünya’yı Yeniden Düzleştirmek İsteyen AdamOKU →
  2. 06Bedford Kanalı Deneyi: Aynı Suya Bakanlar Neden Anlaşamadı?OKUNUYOR
  3. 07Flat Earth Society: Küçük Bir Topluluk Nasıl Küresel Bir İsme Dönüştü?OKU →
  4. 08Gleason Haritası: Düz Dünya Anlatısının Meşhur ÇizimiOKU →